Bazı hikâyeler bir çığlıkla başlar. Bazıları ise suskun bir direnişle. Şusu Ayakkabı’nın hikâyesi, uzun yıllar kimsenin duymadığı bir çığlığın yankısıdır.
Her şey Şanlıurfa’da başladı. O büyük şehrin sıcak sokaklarında büyüyen bir kız çocuğu, ayaklarının yaşıtlarından biraz daha iri olduğunu fark ettiğinde utandı değil; sadece bir soru sordu: “Neden benim ayakkabımı mağazalarda bulamıyorum?” Cevabı yıllar sonra kendi ellerinde şekillenecekti.
Yıllar geçti, o kız büyüdü. Düğün dernek derken her özel gün, bir ayakkabı kabusuna dönüştü. Tavana kadar vitrinler, parıl parıl topuklular… “Bayan, bu model 39’a kadar var.” 41’di onun numarası. Her defasında gülümsedi, “Teşekkür ederim” dedi ve eli boş döndü. Kimse bilmiyordu içindeki yangını.
Sipariş usulü ayakkabı yaptırmak bir lüks değil, zamanla mecburiyet oldu. Ta ki bir düğün hazırlığı sırasında, yine aynı acıyla mağazadan çıkarken kendisine şu sözü verene kadar: “Artık bu çile bitsin. Benim gibi olan her kadına ulaşan bir marka kuracağım.”
İşte o an Şusu doğdu. Bir isyandan, bir dayatmadan, ama en çok da bir umuttan. Bugün Şusu, büyük numara kadın ayakkabısında şıklıkla rahatlığı buluşturan bir adres. Artık 41, 42, 43 ve üzeri numaralar da vitrinlerde yerini aldı. Çünkü hiçbir kadının ayağı, onun hayallerinden daha büyük değildir.
Ve o Urfalı kız bugün gülümsüyor. Çünkü bir zamanlar kendisine “yok” denilen ayakkabıları, şimdi binlerce kadının ayağına “var” diye gönderiyor.
Her numarada şıklık mümkün. Yeter ki doğru hikâyeye kulak verin.